![]() |
|
|
#1 |
|
Forum Demirbaşı
![]() Üyelik tarihi: 20.04.2008
Mesajlar: 2.714
Tesekkür: 1.123
189 Mesajina 374 Tesekkür Aldi
REP Gücü : 9000
REP Puanı : 898609
REP Seviyesi :
|
Pink Floyd "The Wall"(Duvar) albümünde, "sistemin" ve insanın kendi önüne çektiği "duvar"ları işler. Yapmak istediğim, seyrettiğim zaman "The Wall"ı hatırlatan filmleri, daha önce kaleme alınmış yazılarla, sizinle paylaşmak.
İlk film: One Flew Over The Cuckoo’s Nest Film Türkçe'ye "Guguk Kuşu" olarak çevrilmiştir ama "Deliler Diyarından Birisi Geçti" şeklinde çevirmek daha iyi olacaktır. Filme de adını veren tuhaf isimli bu kitap, bilumum normatif yaşam ve düzene karşı başkaldırıların doruk seviyesine çıktığı bir dönemde yazılmış. Yazarı Ken Kesey de amerikan hippi gençliğine öncülük etmiş, klasik usülde uyuşturucu kullanmış, hippiliğin diğer gereklerine ayak uydurmuştur. İndirgenmiş yarı-anarşizmi temel alan yaşam felsefesi doğrultusunda sistem eleştirisine matuf bir kaç kitap yazmış bir kimse. Guguk Kuşu’na gelince, filmi genel bir bakışla sosyal ve siyasi hayatta kurulu düzenin, teamüllerin ve kabullerin eleştirisi olarak tanımlayabiliriz sanırım. Özgürlükçülük, -köhne ve eprimiş- düzenlere, sistemlere başkaldırıcılık şüphesiz çoğumuzu cezbeden albenili olgular. Hemen her sistem ürettiği tepkimeler (antitez) tarafından köhnemiş olarak tanımlanır. Hafızalarımızdaki kahramanların kahir ekseriyeti de bu köhne sistemlere karşı özgürlük savunuculuğuyla, düzen yıkıcılığıyla nam salmış kişiler. İçtimai hayatın bir disipline, katı kurallara bağlanmış olması gerektiği var sayılırsa özgürlükçülüğü ve paralelindeki psiko-sosyal düşünce sistemlerini, aktiviteleri kaotik bir şekilde var kılan şey toplumsal düzenin ve kurallar bütününün kendisidir. Toplumsal işleyiş, birbirini idame ederek ve yedekleyerek kurumlarını var kılarken, çarkın kıyısında köşesinde kalmış, adapte olamamış bireyleri ıskartaya çıkarmaktadır. Ceza evleri, rehabilitasyon merkezleri, ıslah evleri, gurâbâhaneler… Bu işleyişin bir parçasından ibarettir. Dirlik ve düzenlik olmadan toplumsal yaşam olamaz. Kural olmadan kuralsızlık da olamaz. Filme dönecek olursak: Randle Patrick McMurphy (Jack Nicholson) çeşitli sebeplerle tutulduğu cezaevindeki aymazlığı, çalışma düzenine uymayışı, huzur bozuculuğu gibi sebeplerle deli olabileceği zannıyla eyalet deliler hastanesine gönderilir ve akli dengesinin olup olmadığının tespiti istenir. Düşünüldüğü gibi McMurphy deli rolü yapıyor değildir. Deli de değildir. Onun için kimlerin arasında olduğu, neye maruz kaldığı ya da etrafında kimlerle muhatap olduğu, karşısındakiler tarafından ne olarak nitelendirildiği çok önemli değildir. Sadece kafasının içinden geçenleri etrafındakilere nasıl kanalize eder, o “anı” istediği gibi, gönlünden geçtiği gibi yaşayabilmek için neler yapabilir bunun peşindedir McMurphy. “mekan ve zaman değerlendirmek” “anı yaşamak” gibi yukarıda bahsettiğimiz yarı-anarşist, “keyfiyeti bilinen bir nedene bağlı olmayan” tavırlar ve ruhsal bir yapı içerisindedir O. Kumar oynayacaksa yeri ve zamanı önemli değildir. Başka bir şey peşindeyse onu gerçekleştirebilecek kurguyu rahatlıkla kurabilecek keskin bir zekası vardır. ( Chief”e basket öğretme sahnesi, kağıt oyunları sahneleri ve oylama sahnesi ve diğer örnekler). Bu açıdan terapistleri, hastaları şaşırtmaktadır. Klasik düzende işleyen bir hastanede, kuralcı ve gelenekçi bir baş hemşire olan Mildred Ratched’le (Louise Fletcher) itişip kakışması onda var olan bir özgürlük sevdasını etrafındakine gösterme, yayma, bilerek ve isteyerek düzene başkaldırma çabasından değildir. Sanırım kitabın yazarı Ken Kesey’in kitabı sinemaya uyarlayan Bo Goldman ve yönetmen Milos Forman’la anlatıda ayrıldıkları nokta burasıdır. Ken Kesey McMurphy’yi bu tavırlarını sergilerken kasıtlı ve öğrenilmiş bir bilinçle hareket ettirmek istemiştir. Ancak Milos Forman daha estetik ve dahiyane bir anlatımla McMurpy’ye deliler hastanesinde bilincine varmadan terapi üreten! iyi vakit geçirmenin peşindeyken hastalarda iyileşme süreci başlatan akıllı bir deli rolü vermiştir. En sonunda kadın düşkünü, işi gücü serserilik olan bu akıllı deli, baş hemşire Ratched tarafından mimlenmiş, köhne psikoterapinin sözüm ona bilimsel göstergelerine dayanılarak beynine şok uygulanmak suretiyle hayatla bağı koparılmıştır. Bana kalırsa McMurphy kuralları işleyen bir toplum için zararlı, tehlikeli bir tiptir. Ancak dramatik bir şekilde, geleneksel psikoterapiye “kapak olacak” zihni ve eylemsel bir potansiyele sahiptir. One Flew Over the Cuckoo’s Nest bu açıdan postmodern bir jargona sahiptir denilebilir. Kanımca olumsuz sayılabilecek bir konu ise, filmin örtülü kurgusu sayabileceğimiz suskun Kızılderili Şef’in (Chief – William Redfield) hikayesidir. Filmin temel kurgusu içerisinde “hayalleri beyaz adamlarca çalınmış kızılderili”nin suskunluk eylemi sağlam oturmamış. Burada özgürlük teması yurdundan edilmiş, medeniyeti kurutulmuş bir “yerli” üzerine kurulamaz. Bu hem paradigmal bir yanlış hem de kolaycılığa kaçmak olur. Çünkü konu edilen bireyler ve temel anlatının diğer figürleri içe dönük bir çarkın ögeleridirler. Kendi kubbelerinin altında “biz bize” dirler. Diğer yandan “suskun yerli” kolonyalizm, işgalcilik gibi dışa dönük ve daha büyük bir çark ve toplumsal bilinci konu eden senaryoların işi olmalıydı. Eleştiriye açık diğer konu ise kimi diyaloglardan sonra “kim akıllı kim deli bilinmez” gibi güdük bir sözcük oyununa izleyicinin gebe bırakılmasıydı. Sonuç olarak; muazzam sahneleri olan bir film. Emek isteyen bir yığın çoklu diyalog. Jack Nicholson’la başlayıp, Louise Fletcher’le Danny DeVito’ya devam eden şahane performanslar… McMurpy deliler koğuşunun kahramanı olmuştu. Kahramanlık, baş kaldırıcılık, efelik…bireysel açıdan keyifli bir var oluş şekli. Kendini gerçekleştirmek için güçlü bir yöntem. Gerçi sadece yönteme sahip olmak yetmez bunun için. İnsanın “içinde olacak”. Buraya kadar olan anlatım modern zamanın ve kolajlı batı düşünce yapısının kavramlarıyla kuruldu. Bizim sahiplenmeye gayret ettiğimiz medeniyet dahilinde egzistans, kendini gerçekleştirme, aşma, taşma kavramlarının esamesi okunmaz. Dik başlılığın, itaatsizliğin, kural tanımazlığın da irabda mahalli yoktur. Ceza evinde taş taşınacaksa taşıyacaksın o kadar. İpsiz sapsız, aklı uçkurunda bir serseriye sırtında taş taşıtmayı bilmek gerekiyor. Eğer bunu bilmiyorsan Onu karşına alıp konuşturacaksın sonra o konuştukça bilim adamı kisven düşecek, ahmak durumuna düşeceksin ve şeytani zekası iyi çalışan bir madrabaza yenilip onu utanmadan şok dalgasıyla deli edeceksin. Bizde olmaz böyle şeyler. Adama gülerler.
__________________
"Rabbim Rabbim ben de sordum sarı çiçeğe" Muhsin Ünlü |
|
|
|
| N.G.D.G. Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: |
Eshabil (15.11.2008)
|
| Adsense Reklamları |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Olmaz demeyin bakın işte oluyor "Kabak Cacığı" | iktisatçı_46 | Mutfak | 26 | 14.09.2009 17:01 |
| "Doğum Günün Kutlu Olsun Atam"(19 Mayıs 1919) | ÇEŞMİNAZ | Duyurularım | 12 | 19.05.2008 15:16 |
| "Medeni Olmak" Tabiri Sizin İçin Ne İfade Ediyor? | Eshabil | Kilitlenen Konular | 3 | 20.09.2007 02:10 |
| Nikola TESLA "Tekellerin afaroz ettiği mucit" Bölüm 1 & Bölüm 2 | Original Life | Bilim | 6 | 23.08.2007 16:19 |